Yaz hastalıklarına karşı tedbir alın...
Sıcaklıkların artmasıyla beraber yaz hastalıkları da ortaya çıkıyor. Güneş çarpması, burun kanaması, bayılma, ishal bu hastalıkların başında geliyor. Sağlıklı bir yaz geçirmek için bu hastalıklara karşı tedbir alabilirsiniz.
Özel Lokman Hekim Hastanesi uzmanlarının verdiği bilgilere göre yaz aylarında en çok görülen rahatsızlıklar ve yapılması gerekenler şöyle:
Güneş çarpması: Yazın en çok görülen rahatsızlıkların başında geliyor. Kızgın güneş altında çok kalanlarda ve çocuklarda görülüyor. Güneş çarpmasının belirtileri, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma ve yüksek ateş. Uzmanlar, bu durumda hastanın serin bir yere götürülmesini, vücudunu sıkan giyisilerin çıkarılmasını ve baş ile kasıklara soğuk kompres uygulanmasını öneriyor.
Bayılma: Kısa süreli bilinç kaybı olarak tanımlanan bayılma da yazın görülen rahatsızlıklardan biri. Uzmanlar, bayılmadan önce çoğunlukla baş dönmesi ve göz kararması hissedildiğini belirtiyor. Hastanın yüzünün soluk ve terli olacağını kaydeden uzmanlar şu tavsiyelerde bulunuyor: "Bayılma nedeni ne olursa olsun alınacak ilk önlem hastayı yatırmak ve bacaklarını başından yüksek bir seviyeye getirmek olmalı. Fenalaştığını hisseden kişi hemen oturtulmalı veya yatırılmalı. Çoğu zaman bu basit önlem bile belirtileri hafifletir. Sinirsel uyarılar veya kalbe bağlı nedenler sonucunda oluşan dolaşım yetersizliği, bayılmanın başlıca sebebidir. Ayrıca oksijensiz kalma, sıcak havada uzun süre ayakta kalma, kan şekeri düşmesi ve kansızlık da ani bilinç kayıplarına sebep olabiliyor. Hasta eğer oda içerisindeyse pencereler açılarak bol oksijen alması sağlanmalı, güneşte ise gölgeye alınmalı. Hastanın başına toplanmak, hastayı tokatlamak, yüzüne soğuk su serpmek doğru değildir. Kendine gelen hasta bir süre dinlendirilmeli, hemen yürütülmemelidir."
Burun kanaması: Burun kanaması, yaz aylarında bir çok insanın başına gelen bir durumdur. Uzmanlar burnu kanayan kişilerin başını hafifçe öne uzatarak rahat bir pozisyona getirilmesini öneriyor. Burun kanaması durumunda şunların yapılması tavsiye ediliyor:" Hastanın ağzının açık tutulması sağlanmalı. Burun sert kısmının altından tutulmalı ve sümkürtülmemeli. Kan durmazsa buruna tampon konulması gerekir. Soğuk kompres uygulamak da faydalı olacaktır."
Yaz ishalleri: Yaz ishalleri yaz aylarında su tüketiminin artması sonucu ortaya çıkıyor. Su tüketiminin beklenmeyen sonucu olan yaz ishalleri çoğunlukla mikroplu suların içilmesi ya da bu sularla yıkanmış meyve ve sebzelerin tüketilmesi sonucu ortaya çıkıyor. Yaz ishallerinin belirtileri ise şöyle sıralanıyor: "Dışkılama sayısının artması belirtilerin başında geliyor. Ayrıca dışkı iltihaplı ve su görünümünde olabiliyor." İshal olunduğunda ise ilk tedbir olarak kaybedilen su ve tuzun geri koyulması gerekiyor. Uzmanlar, bunun için şu basit tarifi veriyor: 1 litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat koyarak karıştırılır ve içilebildiği kadar aralıklarla içilmeli. İshal 24 saatten fazla sürüyorsa doktora başvurulmalı. Yaz ishallerinden korunmak için menşei bilinmeyen sular kullanılmamalı, kişisel temizliğe dikkat edilmeli. Ayrıca eller her yemekten önce ve sonra yıkanmalı.
22/6/2007 | Kategori: Islam Dunyasi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
İngiliz Müslümanlar ve Blair’in mirası...
Ayşenur Bulut/Dünya Bülteni
Blair 10 yıllık başbakanlık sürecini tamamlarken, İngiltere’de en çok konuşulan arkasında miras olarak ne bıraktığıdır. 7 Mayıs’ta sona erecek olan Blair’in başbakanlık süreci, onu, İngiltere’nin siyaset dünyasında kendinden önce göreve gelen herkes arasında en uzun süre Başbakanlık yapan kişi konumuna getirmiş oldu.
IOL birçok farklı etnik, kültürel kökenli ve farklı yaştan İngiliz Müslümanlara Blair’in görev süreci hakkındaki görüşlerini sordu.
Maruf Ahmet-Gençlik Araştırma Programı Birliği Başkanı
İslamifobi Batı kültüründe her zaman var ola gelmiştir. Çok farklı şekilde yaygınlık kazanan İslamifobi kendini halk içinde açıkça gösterememiştir.11 Eylül ve 7 Temmuz’dan beri Blair’in başbakanlığı müddetince İslamifobi önyargısı topluma egemen olmuştur. Blair’in izlediği yol “Tanrı’dan gelen bir misyon” ve hükümet politikaları olarak belirlenmiştir. Bu gerekçe ile de Müslümanlar hakkında topluma kin ve düşmanlık aşılanmaktadır. Bu hatalı politikalara rağmen, Tony Blair’in yabancı istilası onu ölümsüleştirecek. Doğrusunu söylemek gerekirse Bush hükümetinin muamelesi demokrasi ile zıt bir uygulamadır. Korkarım bu yıl da Tony Blair seçilecek ve terörle savaş adı altında İslam’la savaştığı için zalim biri olarak hatırlanacak.
Fakrul Alom-Bilgi Teknoloji Müdürü
Bu konuda sadece tek bir şey söylemek istiyorum: Hırsı gözlerini bürümüş kimse, ne kadar yükselse ve kazandığını düşünse de aslında kaybedenlerdendir.(Machiavelli)
Mustaq Ahmet- Avrupa İslam Forumu Üyelik Yönetici
Irak ve Afganistan’daki durum gittikçe daha kötü bir hal alıyor. Dünyanın bir ucundaki bu insanların sorunları ile ilgilenirken kendi halkımızı göz ardı etmemize bir emekçi destekçisi olarak şaşırıyorum. Halkımız işsizlik, borç ve evsizlik gibi sorunlarla boğuşurken Blair patronu Bush ile birlikte siyah altını elde etmek için ülkeler işgal ediyorlar. Blair diğer başbakanlardan daha fazla süre iktidarda kaldı. Gerçek bir demokrasiye göre o aslında miras olarak bıraktığı ölüm ve yıkımların müsebbibi olarak yargılanmalıdır.
Raina Khan-Genç Hanımlar Meclis Üyesi
Irak savaşı, Blair’in uzun iktidarı boyunca İngiliz politikalarının zirvesinde gerçekleşen zarif(!)bir darbedir.
Blair emekliye ayrılacak ve o yabani hırslarının peşinden koşmaya devam edecek. Blair fildişi kulesine çekilirken, ondan çok çekmiş olanlara, yetimlere mutluluk getirmek ve gözyaşlarını silmek geri kalan hepimize düşen bir görevdir.
Ben İngiltere’deki açlık ve sefaletin en yoğun olduğu bölgelerden biri olan Hamlets Kule’sinde(Tower Hamlets) bir meclis üyesiyim. Başa geldiğinden beri, Blair iş hayatındaki dostluklarından böbürlenip durdu. O refah içinde şampanyalar patlatırken sıradan insanlar evsizlik sorunuyla boğuşuyordu.
Tower Hamlets zengin olan ve olmayan arasındaki uçurumu göstermek açısından çok güzel bir örnek. Mülk fiyatlarındaki inanılmaz artış, yöre halkını oldukça zor durumda bırakmaktadır. İş dünyası dizi dizi apartman daireleri satın aldı, insanların ev sorununu daha da artırdı. Bu durum boş ev problemini ülkedeki en kötü sorun haline getirdi.
Hala söylenmemiş neyi söyleyebilirim ki? İngiltere Gözlemcisi İngiliz halkının başbakanlarına olan güvenini nasıl yitirdiğini en uygun bir biçimde ifade ediyor zaten.
2.000 üzerinde seçim katılımcısının hisleri şudur ki İngiltere yaşamak için daha az mutlu ve memnun edici bir yer haline geldi. Üstelik bağımsız birçok raporda belirtildiği üzere İngiliz ekonomisi diğer ülke ekonomilerinden daha iyi olduğu halde, bu durum böyle.
Gordon Brown ülke için geri doğru atılmış bir adımdır. Üstelik o ne bir karizmaya ne de muhaliflere karşı olması gereken bir liderlik vasfına sahip. Eğer Gordon Brown başa çıkılması imkânsız bir miras bırakarak ayrılırsa, şaşırmamalıyız.
Hanif Abdul Muhit- İtibar Partisi Yardımcı Başkan Newham Kasabası Londra
Tony Blair kendini dürüst bir insan olarak göstermek için çok çabaladı ama gerçekte, onun iktidar süreci ucube bir biçimde batağa saplandı.
2004 İşçi Partisi toplantısında söylediği şu sözleri unutabilir miyiz? “Sadece inandığım şeyi bilirim.”Eğer onun biyografisi yayınlanırsa, ben de onu eleştirme adına ön sıralarda olacağım!
Jay Hussain- Eğitimci
Blair, Irak’ta felaket tutumuyla Müslümanları hayal kırıklığına uğrattı. Bush’a olan hizmeti Blair’i eğlencenin alaycı bir figürü haline getirdi.
Hükümetin kanıt olmaksızın terör şüphelilerini alıkoyması, Blair’e “zalim” unvanını kazandırdı. Ayrıca Tanrı’dan aldığı bir misyonu olduğuna inandığı gerçeği, sadece halkın bu inançlarını haklı çıkarmaya yaradı.
Daha önceki hükümetler tarafından, eğitimde bu kadar pozitif değişiklikler yapıldığı bir dönem düşünemiyorum.
Ranu Bagum – Hizmetçi
Siyasetle fazla ilgilenmem; ama şunu söyleyebilirim ki Blair 10 yıldır dünya politikasının palyaço prensi idi.
İktidar adına takip ettiği hileli yollar korkunçtur. İyi şeyler de yapmış olabilir ama dış politikadaki bu tutumu sonsuza dek onu takip edecek.
Irak’ta ölen Gordon Gentle’in annesi Rose Gentle’in sevenlerinin onu affedeceği ya da unutacağı konusunda şüpheliyim.
Abdul Kasham – İşçi Partisi Destekçisi
DÜNYA BÜLTENİ
20/6/2007 | Kategori: Islam Dunyasi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Ayasofya ve Mevlânâ birbirini konuk edecek...
Mevlânâ ve Ayasofya, günümüz dünyasından uzakta kendi özgünlükleri içerisinde birbirleriyle konuşup sohbet eden iki mühim sembol. “Aşk Ocağında Cân Olmak - İnsanlığın Mirası: Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî” başlığı altında 18 Haziran-12 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek sergi, Ayasofya’da Mevlânâ’yı konuk ederken bir taraftan da Mevlânâ’nın değerlerinde Ayasofya’yı misafir edecek. Böylece iki büyük sembol bir araya gelecek.
Esasında bu buluşma ilk değil. Yüzyıllar öncesinde de Ayasofya ve Mevlânâ ortak bir kaderi paylaşır. Mevlânâ’nın yaşadığı 13. yüzyılda Ayasofya taarruz altındadır. 1204 yılında Haçlı ordusu Ayasofya’yı işgal eder, yağmalar. Ayasofya’nın esir düştüğü bu süre zarfında içindeki görkemli eşyalar batıya taşınır. Bu, batının bir yağmasıdır. Aynı dönemde Selçuklu İmparatorluğu’nun Anadolu’sunda Mevlânâ’nın yaşadığı topraklar Moğol istilası altındadır. Bu ise doğudan gelen bir talandır. Doğudan ve batıdan sıkıştırılmış bir dünyanın iki figürüdür Mevlânâ ve Ayasofya. Serginin küratörü kültür tarihçisi Ekrem Işın, bu sebeplerden ötürü mekân olarak Ayasofya’nın seçilmesinin önemine vurgu yapıyor: “Tarihte bir ilktir bu. Dünyanın gözü önünde, pek çok yabancının ziyaret ettiği Ayasofya’da Mevlânâ sergisi açıyoruz. Bu vesileyle Türkiye Cumhuriyeti’nin özgür ortamında iki sembol birbirini konuk edecek. Bizim vermek istediğimiz en önemli mesaj budur.”
SERGİDE ZİYARETÇİLER ‘SEMA’ EDECEK
Sergi, özellikle Mevleviliğin önemli sembollerinden biri olan ‘dokuz’ sayısı üzerine kurgulanmış. Esasında dokuzun önemi 18’den kaynaklanıyor. Bu ise Mevlânâ’nın Mesnevi’nin ilk 18 beytini kendisinin yazmasından… Diğer beyitleri Hüsamettin Çelebi’ye irticalen okuyor. Mevlevilikte bu sebeple ilk on sekiz beyit kutsal kabul ediliyor ve Nezir-i Mevlânâ şeklinde adlandırılıyor. 18 sayısının Mevlevilikteki serencamı çok fazla. Mesela 1001 gün çilenin dışında 18 gün daha çile çekiliyor ya da mimariye yansıyan bu etki sebebiyle Mevlevihanelerde 18 hücre bulunuyor. Ekrem Işın, sergiyi dokuzlu şemaya göre hazırladıklarını anlatıyor.
Serginin biçimi özetle şöyle: Alanın ortasında Mevlânâ’yı temsil eden, içinde Mesnevi’nin bulunduğu yuvarlak bir daire olacak. Serginin diğer sekiz bölümü merkezin etrafında bulunacak. Böylece modüllerin birinden diğerine geçen konuklar adeta ortadaki Mevlânâ kulesinin etrafında sema edecek. Girişte misafirlere, Mevlânâ’nın önemli sözleri hoş geldin diyecek. Ardından “Hayatı ve düşünceleriyle Mevlânâ” bölümünde, kendisine ve aile fertlerinden babası Bahaeddin Veled, oğlu Sultan Veled, torunu Feridun Ulu Arif Çelebi ve halifelerinin yazma eserleri bulunacak. ‘Mevleviliğin 800 yılı’nda Sultan Veled tarafından 13. yüzyıl sonlarında kurulan Mevleviliğe ait orijinal eserler sergilenecek. ‘Matbah-ı Şerif’in canlandırıldığı bölümde, ‘Mevlevi matbahı’nın yalnızca yemek pişirilip yenilen bir yer değil, eğitim ve öğretim mekânı olduğu vurgulanacak. ‘Mevlevilikte Giyim-Kuşam’da adı üzerinde dönemin kıyafetleri, posta çantaları ve çeşitli eşyaları görülebilecek.
Mevlevilik denilince musikiden bahsetmemek olmaz. Bu sebeple ‘Müzik ve Sema’ bölümünde, Mevleviler tarafından kullanılmış otantik sazlar, kudüm, kanun, kemençe gibi enstrümanlara yer verilmiş. ‘Hat, Edebiyat ve Mevlevilikte Sembolizm’ başlıkları altında ise tarih içinde yetişmiş ünlü Mevlevi şairlerinin divanları, tezkireler, Mevlevilik tarihçeleri, risaleler yer alacak. Mevlevilerin sembolleştirdiği objeler, mesela Mevlevi sikkesi şeklinde istif edilmiş levhalar, Mevlevi sikkeli sancaklar, çeşitli âlemler bulunacak. Serginin bir diğer özelliği de ses sistemi. Konuklar eserler etrafında ‘sema ederken’ nereden geldiğini anlamadıkları bir fısıltı, kulaklarına Divan-ı Kebir ve Mesnevi’den rubailer fısıldayacak.
TADIMLIK MEVLÂNÂ MEVLÂNÂ DEĞİL
UNESCO’nun 2007’yi Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî yılı ilan etmesi üzerine Kültür Bakanlığı himayesinde gerçekleştirilen sergi, Mayıs ayında İstanbul ve Konya’da düzenlenen yurt içinden ve dışından çok sayıda akademisyenin katıldığı ‘Mevlânâ Sempozyumu’nun ikinci ayağı. Serginin küratörü Ekrem Işın, Mevlânâ’nın doğumunun 800. yılında daha iyi anlaşılabilmesi için bir vesile olarak görüyor sergiyi. Onu en çok rahatsız eden ise günümüz tüketim toplumunun ürettiği günübirlik değerler kervanına Mevlânâ’nın da dâhil edilmesi: “Çağımızda artık birçok Mevlânâ var. Doğu’nun, Batı’nın Mevlânâ’sı farklı. Hümanist derneklerin, belediyelerin, turizmcilerin, devrimcilerin, milliyetçilerin, post-modernlerinki birbirine benzemiyor.”
Yakın bir gelecekte yeni bir Mevlânâ imajıyla karşılaşacağımıza değiniyor Ekrem Işın. Tüketim kültürünün bir ürünü olacak bu Mevlânâ aynı zamanda. Özelliklerine gelince; sloganları olan, ayinleri belki sadece 15 dakika süren, özetle ‘tadımlık’ bir Mevlânâ. Bu tehlikeye dikkat çeken Işın, “kapitalist destekli” bu yeni Mevlânâ imajı karşısında durmanın da zor olacağına değiniyor. Özellikle ilim adamlarının çabalarıyla gerçek Mevlânâ’yı anlatmanın, korumanın ehemmiyetine vurgu yapıyor: “Aşk Ocağında Cân Olmak” sergisi bu açıdan önemli. Gerçek Mevlânâ’yı anlamak adına teferruatlı izler taşıyor.
AKSİYON
19/6/2007 | Kategori: Islam Dunyasi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Önceki Sayfa | 1 : 22 | Sonraki Sayfa







