Cennetle müjdelenenler on (bir) kişi miydi?..
Allah Resûlü, on tane sahabi efendimizin isimlerini sayarak cennetlik olduklarını değişik vesilelerle bizzat kendisi ifade buyurmuşlardır: Başka bir rivayette eski bir Yahudi âlimi olan Abdullah ibn Selam'ın da cennetlik olduğu zikredilmektedir.
O Abdullah ibn Selam ki daha Efendimiz (sallallahu aleyhi ve selem)'i görür görmez "Bu yüzde yalan yok!" demiş ve hiç tereddüt etmeden Müslüman olmuştu. Kur'an-ı Kerim'de: "Size gelen bu hakikate şehadet edip iman eden Yahudi ulemasından da biri var." (Bkz. Ahkaf Sûresi, 46/10) ifadeleriyle bu sahabi tebcil edilmektedir. Abdullah ibn Selam, Müslümanlığa girdiği günden itibaren hep hakkaniyet içinde olmuş ve hayatının sonuna kadar da İslam için gayret ve mücadeleden geri durmamıştır. O, Hz. Osman devrinde, Hz. Osman'ı da alıp götüren korkunç fitnede kollarını gerip fitneye karşı duranların başında gelmiştir. Fakat buna rağmen o günkü gözü dönmüş insanlar, -hangi ruh haletiyle olduğu belli değil- Yahudi çocuğu diyerek onu da tartaklamışlardır.
Abdullah ibn Selam'ın cennetlik olduğu rivayetiyle beraber, on rakamı on bire çıkmış olur ki, bu mübarek rakam, Hz. İsa'nın etrafındaki onbir havariye de denk gelir. Aslında her Peygamber'in etrafında böyle bir havari kitlesi oluşmuştur. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), etrafında oluşan bu havari kitlesine "Ensarî-yardımcılarım" demiştir ki, bunu sadece "Medine'deki sahabi" manasına almamak gerekir. Buradaki ensar kelimesi "havarilerim" anlamına gelmektedir.
Yine Hz. Musa'nın yanında Yûşâ ibn Nûn ile Hz. Harun'un
olduğunu görüyoruz. Hz. Musa'nın bunun dışında da havarileri olma
ihtimali vardır ve belki de sayıları onbirdir. Gerçi Kur'an esbatı on
iki olarak gösterir. O da üzerinde durulmaya değer. Bu konuda net bir
bilgi olmasa da ihtimal kıyamete kadar gelecek olan mücedditlerin de
etrafında aynı sayıya denk havarileri olmuştur, olacaktır. Nitekim
yerle gök, makro âlem ile normo âlem arasında ciddi bir tenasüp söz
konusudur. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), "Gökte iki vezirim
var; bunlar Cebrail ve Mikail'dir. Yerde de iki vezirim var, bunlar ise
Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer'dir." buyurarak iki âlem arasındaki
münasebete işaret etmektedir. Nasıl ki gökyüzünde devâsâ yıldız ve
gezegenler varsa, yeryüzünde de o değer ve kıymete sahip büyük insanlar
vardır. Bu durum, günümüz için de geçerlidir ve belki günümüzde de aynı
sayıda insan vardır
ZAMAN
22/6/2007 | Kategori: Sahabe-i Kiram | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Tâlhâ Bin Ubeydullah (r.a.)...
Talha b. Ubeydullah b. Osman b. Amr b. Sa'd b. Teym b. Mürre b. Katb b. Lüeyy b. Gâlib el-Kuraşî et-Teymî. Künyesi, Ebu Muhmmed'dir.
Talha, Cennetle müjdelenen on kişiden biri, İslâm'a giren ilk sekiz kişiden ve Hz. Ebubekir aracılığıyla müslüman olan beş kişiden biridir. Ayrıca, halife seçimini gerçekleştirmeleri için oluşturulan altı kişilik Ashab-ı ,Surâ arasında yer almış meşhur bir sahâbdir. Annesi, es-Sa'be bint Abdillah b. Mâlik el-Hadramiyye'dir (İbn Hişam, 'es-Sîretü'n-Nebeviyye', I, 251, Mısır 1955; el-Askalânî, 'el-İsâbe fî Temyîzi's-Sahâbe', III, 290;İbnü'l-Esîr, 'Üsdü'l-Ğâbe fî Ma'rifeti's-Sahâbe', III, 85 vd. 1970).
Rivayete göre, Talha b. Ubeydullah, Busra panayırında bulunduğu bir sırada, oradaki bir manastırın rahibi: 'Sorun bakayım, bu panayır halkı arasında, ehl-i Harem'den bir kimse var mı?' diye seslenir. Talha da: 'Evet var! Ben Mekke halkındanım' diye cevap verir. Bunun üzerine rahip: 'Ahmed zuhur etti mi?' diye sorar. Talha: 'Ahmed de kim?' der. Rahip: 'Abdullah b. Abdulmuttalib'in oğludur. Bu ay O'nun çıkacağı aydır. O, peygamberlerin sonuncusudur. Haremden çıkarılacak; hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir. Sakın O'nu kaçırma' der.
Rahibin söyledikleri Talha'nın kalbine yer eder. Oradan alelacele ayrılarak Mekke'ye döner ve yakında herhangi bir olayın meydana gelip gelmediğini sorar. Abdullah'ın oğlu Muhammedü'l-Emîn'in peygamberliğini ilan etmiş oldûğunu ve Ebubekir'in de O'na tabi olduğunu öğrenir. Hemen Ebubekir'in yanına vararak rahibin anlattıklarını haber verir. Sonunda her ikisi birlikte Resulullah (s.a.v.)'a giderler. Talha oracıkta müslüman olur. (İbn Sa 'd, 'et- Tabakâtü'l Kübrâ', III, 215, Beyrut; el-Askalânî, a.g.e., III, 291).
Birçok müslüman gibi, Talha b. Ubeydullah da İslam'a girdikten sonra müşriklerin eziyetlerine maruz kalmış, ama yolundan dönmemiştir. İslam'ın azılı düşmanlarından Nevfel b. Huveylid, Talha'nın müslüman olduğunu duyunca, Ebubekir'le onu bir iple biribirlerine bağlamış, uzun süre iplerini çözmemiş, Teymoğulları da bu duruma seyirci kalmışlardır. (İbn Hişam, a.g.e., I, 709; el-Askalânî, a.g.e., III, 291; İbnü'l-Esîr, a.g.e., III, 86).
Talha ile Zübeyr müslüman olunca, Resulullah (s.a.v.) onları kardeş ilan etti. Hicretten sonra da Medine'de, Talha ile Ubeydullah b. Ka'b'ı, başka bir rivayete göre ise Talha ile Saîd b. Zeyd'i kardeş ilan etmişti.
Talha, Bedir savaşına iştirak etmemesine rağmen Resulullah (s.a.v.) kendisine ganimetten pay vermiştir. Kimi rivayetlere göre, bu sırada ticaret için Şam'da bulunuyordu. Akla daha yatkın olan bir başka rivayete göre ise, Kureyş kervanı hakkında bilgi toplamak üzere, Resulullah (s.a.v.) tarafından Şam yoluna gönderilmişti. Nitekim, dönüşte Talha'nın ganimetten pay istemesi bunu gösteriyor (İbn Sa'd, a.g.e., III, 216; İbnü'l-Esîr, a.g.e., III, 86).
Bedir'den sonraki birçok savaşa katılmıştır. Uhud günü Peygamber (s.a.v.)'i kahramanca müdafaa etmiş, O'na bir şey olmasın diye atılan oklara, indirilen kılıç darbelerine karşı vücudunu siper etmiştir. Sonuçta birçok kılıç ve ok yarası almış, aldığı yara neticesi bir kolu çolak kalmış, yine Resulullah'ı müdafaadan geri durmamıştır (İbn Hişam, a.g.e., II, 80; İbnü'l Esîr, a.g.e., III, 86; el-Askalânî, a.g.e., III, 291).
Hz. Osman'ın şehid edilmesinden sonra, müslümanların büyük bir kısmının Hz. Ali'ye bey'at ettiğini biliyoruz. Bu bey'atte bulunanlardan biri de Talha b. Ubeydullah'tır. Ancak, bey'atten kısa bir süre sonra, Talha ile Zübeyr ibnü'l-Avvam'ın, Hz. Ali'ye karşı çıkan Hz. Âîşe'nin yanında yer almışlardır. Neticede ez-Zübeyr, Hz. Ali'ye karşı çıktığına pişman olarak savaş meydanını terketmiştir. Talha ise mücadeleye devam etmiş, nihayet Cemel günü (h. 36), Mervan b. Hakem tarafından öldürülmüştür. Vefat ettiği zaman tahminen 60-64 yaşlarındaydı (İbn Hişam, a.g.e., 1, 251; İbn Sa'd, a.g.e., III, 224; İbnü'l-Esır, a.g.e., 111, 87; el-Askalânî, a.g.e., 111, 292; İbn Cerîr, Tarîhü'l-Ümemi ve'lMülûk, XI, 50' Beyrut).
Talha, Peygamber Efendimizin bacanağıydı. Hanımlarından dört tanesi Resulullah (s.a.v.)'ın zevcelerinin kız kardeşleriydi. Bunlardan Ümmü Gülsüm, Hz. Âîşe'nin; Hamne, Zeynep bint Cahş'ın; el-Fâria, Ümmü Habibe'nin ve Rukiyye, Ümmü Seleme'nin kızkardeşi idi (el-Askalânî, a.g.e., III, 292).
Talha b. Ubeydullah'ın, onbiri erkek, ikisi kız olmak üzere onüç çocuğu vardı. Erkek çocukların herbirine bir peygamber ismi vermişti. Bunlar: es-Seccâd diye bilinen ve Cemel vak'asında babasıyla birlikte öldürülen Muhammed, İmran, Musa, Ya'kub (Harre günü öldürüldü), İsmail, İshak, Zekeriyyâ, Yusuf, İsâ, Yahya, Salih idi. Kızları ise Aişe ve Meryem idi (İbn Sa'd, a.g.e., III, 214; İbn Hişam,.a.g.e., 1,-307).
Talha, doğrudan Resulullah (s.a.v.)'dan rivayette bulunduğu gibi, Hz. Ebubekir'le Hz. Ömer'den de hadis nakletmiştir. Kendisinden de, oğulları; Yahya, Musa ve İsa ile Kays b. Ebi Hâzım, Ebu Seleme b. Abdirrahman, el-Ahnef, Mâlik b. Ebî Âmir ve başkaları rivayet etmişlerdir (İbn Sa'd, a.g.e., III, 219; el-Askalânî, a.g.e., 111, 290).
Talha; orta boylu, geniş göğüslü, geniş omuzlu ve iri ayaklı idi. Esmer benizli, sık saçlı fakat saçları ne kısa kıvırcık ne de düz ve uzundu. Güler yüzlü, ince burunlu idi. Saçlarını boyamazdı. Yürüdüğü zaman sür'atli yürür, bir yere yöneldiği vakit tüm vucudu ile dönerdi (İbn Sa'd, a.g.e., 111, 219; el-Askalânî, a.g.e., 111, 291).
Ashâbın zenginlerindendi. Zengin olduğu kadar da cömertti. Cömertliği sebebiyle kendisine 'el-Fayyâd' denirdi. Vefat ettiği zaman, miras olarak bir hayli gayrimenkul, nakit para ve değerli eşya bırakmıştır. Rivâyete göre gayri menkullerinin tutarı otuz milyon dirhem, nakitlerinin tutarı iki milyon ikiyüz dirhem ve ikiyüz bin dinar idi. Sadece Irak'tan gelen yıllık geliri yüzbin dirhem civarındaydı (İbn Sa'd, a.g.e., 111, 221 vd.; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 111, 85).
Halid ERBOĞA
http://www.risale-inur.org
14/6/2007 | Kategori: Sahabe-i Kiram | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Onların Alemi/ Abdullahı Heratî...
Ömrünün sonuna doğru Şam’daki Ümeyye (Emeviyye) Câmiinde hazret–i Hüseyin’in şehîd başının olduğu makamda oturup ibâdet ve zikirle meşgûl idi. Orada oturduğu sırada rahatsızlandı.
Bu onun son hastalığı idi. Bunu duyan talebeleri ve halîfeleri onu sağlık üzere bir daha görüp, duâsını almak üzere kâfile kâfile geldiler. Her birisi etrafında pervâneler gibi dönüyor, hizmette ve saygıda kusur etmemeye çalışıyordu.
Halîfeleri, Abdullah–ı Herâtî hazretlerine hastalığının sâkinlediği bir zamanda; “Senden sonra yerine halîfe olarak kime tâbi olmamızı emredersiniz? İrşâd halîfeliğini kime bırakacaksınız?” diye sordular. Abdullah Herâtî hazretleri:
“Bu iş için âlim, Ârif–i Samedânî Şeyh Muhammed Hanî’den başkasını, ondan daha lâyıkını görmüyorum. Ben onda tam mükemmel istikâmetten başka bir hal görmüyorum. Mevlânâ Hâlid efendimiz de vefât edinceye kadar ondan hoşnud idi. Benden sonra ona tâbi olun. Teslimiyet anahtarlarını ona bırakın.” buyurdu.
Bu vasiyeti yaptıktan kısa bir müddet sonra vefât etti. Tekfîn işleri tamamlandıktan sonra cenâze namazı Ümeyye Câmiinde kılındı. Sevenlerinin mahzûn bakışları, duâ ve tekbirleri arasında Kâsiyun Dağı eteğindeki Mevlânâ Hâlid–i Bağdâdî hazretlerinin türbesinin de bulunduğu kabristana defn edildi. Bütün talebeleri ve sevenleri onun cenâze ve defn vazifesi sırasında hazır bulundular.
KAYNAK: www.yenimesaj.com.tr
25/5/2007 | Kategori: Sahabe-i Kiram | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Önceki Sayfa | 1 : 2 |







